Önceki paylaşımımda Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını önermiştim. Şimdi bu kitaptan birkaç kesit paylaşacağım.

“Şunsuz Uyuyamam”

Viktor Frankl, Auschiwtz’deki kampta yaşadığı olaylar onu derin bir şekilde etkilemişti. Kitabında da bu olaylara biraz değinmiş. Onlardan biri şöyle: “İnsanın, şu kadar saat uymaksızın yaşamayacağı söylenirdi. Kesinlikle yanlış! Kesinlikle yapamayacağım şeyler olduğuna inanırdım: Şunsuz uyuyamam ya da şununla veya bununla yaşayamam. Auschwitz kampındaki ilk gece yattığımız yataklar, ranza halinde düzenlenmişti. İki-iki buçuk metre kadar olan her bir ranzada, kuru tahtanın üzerinde dokuz kişi yatmıştık. Her dokuz kişi için iki battaniye verilmişti. Elbette sıkışıklıktan ötürü sırt sırta, üst üste yatıyorduk, bu da acı soğuk nedeniyle avantajlı bir durumdu. Ranzalara çıkarılması yasaklanmış ve gün boyunca çamura bulanmasına karşın, bazıları ayakkabılarını yastık niyetine kullanmıştı. Bunun dışında, kafalarımızı neredeyse çıkık hale gelen kollarımızın üzerine dayamak zorundaydık. Yine de uykumuz gelmiş ve birkaç saatliğine acıları alıp götürmüştü.” İşte gördüğünüz üzere insan zorda kaldığı durumlarda her şeyin üstesinden gelebileceği görülüyor. Fakat her insan o kadar şanslı değil…

Auschwitz-Birkenau

“Umut Azalıyor”

O şanslı olmayanlardan birisini şöyle anlatıyor: “Bir keresinde, geleceğe inancın yitirilişiyle bu tehklikeli pes ediş arasındaki yakın ilişkiye dair dramatik bir olaya tanık oldum. Oldukça ünlü bir besteci ve libretto yazarı olan kıdemli blok muhafızımız F, bir gün bana şunları söyledi: “Sana bir şey anlatmak istiyorum, Doktor. Garip bir rüya gördüm. Rüyamda bir ses, bir şey isteyebileceğimi, bilmek istediğim şeyi söylememin yeterli olduğunu, ne sorarsam sorayım yanıt verebileceğini söyledi. Ne sordum dersin? Savaşın benim için ne zaman biteceğini sordum. Ne dediğimi anlıyorsun: Benim için! Kampımızın ne zaman özgürlüğe kavuşacağını, acılarımızın ne zaman biteceğini bilmek istedim.”

“Peki bu rüyayı ne zaman gördün?” diye sordum.

“1945 Şubatı’nda,” diye yanıtladı. Rüyayı anlattığında Mart başlarıydı.

“Rüyandaki ses ne dedi?”

“30 Mart,” diye fısıldadı saklamak istercesine.

F. , bu rüyayı bana anlattığında hâlâ umut doluydu ve rüyadaki sesin doğru çıkacağına inanıyordu. Ama vaat edilen gün yaklaştıkça, kampa ulaşan savaş haberleri, o gün özgür olmamızın pek de olası olmadığını gösteriyordu. 29 Mart günü F. , ansızın hastalandı ve ateşi çok yükseldi. Kehanetinin, savaşın ve acıların kendisi için biteceği söylediği 30 Mart günü hezeyana girdi ve bilincini yitirdi. 31 Mart günü ölmüştü. Dışarıdan bakıldığında ölüm nedeni tifüstü.”

Bir başka kitap önerisinde buluşmak dileğiyle…